DÜŞSEL GERÇEKLERİM

Sahilde kıyıya çarpan deniz,  yalnızlık senfonimi çalarken, boğazdan geçen gemi usulca ufukta kaybolup uzaklaşıyordu. Tuhaf ama sanki umutlarımında birer birer benden bu gemi gibi uzaklaştığını hissetmiştim. Yeniden çaresizce cebimdeki o kırmızı kutuya odaklanıyordum. Çaresizliğim beni yeniden ona yönlendirmişti isteksizce. Öyle ya içimde kopan fırtınaları kim bilebilirdi ki? Taşımış olduğum bu lanetli düşüncelerden kim beni arındırabilirdi? Oturduğum kayalar yalnızlığın vermiş olduğu ıstırap kadar soğuk ve çekilmezdi. İçtiğim her nefeste geçmişimin üzerine çöken kara bulutları dağıtıp, teselli aramaya çalışıyordum kendimce. Peki ama neden?  İçimdeki ses yanlış bir öyküde olduğumu fısıldıyordu. Ondan mıydı acaba? Kalabalığın arasına karışıp kendimi avutmaya çalışıyordum. Arınmak, düşünmekten yorulmuş bu bedene hapsolmuş ruhun rahatsız edici iniltisini dindirmek için….. Ama kalabalıklar içinde yalnız olduğunu hissetmek daha da beter di sanki. Üzerime yağan yağmurlar, sessizce bankta oturan yaşlılar, el ele tutuşan ve mutlu olan ya da mutluluk rolü oynayan sevgililer. Herşey normaldi bu şehirde. Hayat olduğu gibi devam ediyordu işte. Normal olmak neydi peki? Sorular beynimi kemirmeye başlamıştı bile. Tekrar sigaranın şemsiyesi altına girip kendimi avutma yolunu seçiyordum. Ağaçlardan düşen sararmış sonbahar kokan yapraklar dipte olduğumu müjdeleyen bir azap meleğiydi sanki. Sanırım normalliği yakalayamayan bendim kendi ruh dünyamda. Dışa doğru topluma ayak uyduran, ama kendi içinde anormal olan bir çelişkiler yumağı olan ben. Evet ben işte ta kendisi. Gece şehrin aydınlatılmış yüzüne, loş sokakları aydınlatan lambalara bakıp iç geçirmeye başlamıştım.  Kalbime saplanan neşter gibi acıtan soğuk duvarlardan başka haykırmak istediğim hiçbir nesne yoktu karşımda. Korkuyordum hayatın bana çelme atmasından artık. Varlığımı sorguluyordum nedensizce. Saatin ağır ağır kulaklarımda patlayan tik tak sesleri. Ve ve geçen her saniye her dakika……Her saniye nefes vereceğimiz son ana bir kulaç atmak demekti. Karşımızda bir kıyı vardı bu yaşamanın bedeli olarak isteksizce hayat dalgalarının bizi sürüklediği ölüm kıyısı. Ruhum sancı çekiyor. Kimse ama hiç kimse duyamayacak kadar sağırdı belki. Bencil davranmış olabilirim belki bu konuda. Çünkü hiçkimse ruh aleminde kopan fırtınaları kimseye açma zahmetinde bulunma cömertliğini gösteremez. Bunu dışa yansıtmaz. İçten üzüntülü dıştan bakınca da kimse kuşkuyla bakmasın diye gülen sahte maskelerle dolaşan benim gibi binlerce yığın insan. En azından yalnız olmadığımı hissetmiştim bu konuda. Aynadan kendime bakmayı denedim. En azından buna cesaretim hala vardı. Gözlerime ilişen yansımalar ruhumun derin diplerine dalıp ordaki gizemle dolu hazineleri keşfe çıkmıştı bile. Sen evet diye parmağımla  gösterdiğim yansımam. Kırık camlar üstünde yalın ayak yürümeye mahkum edilen bir mahkumdum belki. Ayaklarıma batan her parçanın bedenime yaptığı tahribatın etkileri hissedilmeyecek kadar dehşet verici olmalıydı. Evet yedi rengi bilmeyen bir çocuktum büyüdüm. Gölge gibi bedensiz bir hayata büründüm ve insan yüzü görmeyen bir diyara sürüldüm. Bu şarkıyı dinledikçe sanki benim için yazılmış dizeleri önüme sunmuşlar diye düşündüm.Halen aldığım her nefeste bir kez daha bittiğimi ve en dibe kadar battığımı anlıyordum. Anne ben hep çocuk kalmak istedim. O saf duru hayallerle yaşamak istedim. Ama yanıldığımı anlıyorum anne şimdi. Hayat büyüdükçe çekilmez oluyor ve isteksizce yüklendiğim sorumluluklar beni boğacak gibi oluyor. İşleyen dişlerin ağırlığı altında her gün biraz daha eziliyorum. Yaşanmış ve bitmiş hikayelerimden sessizce ayrılıyorum. Sadece geride kalan tozlu masal kitabımın arasında kalan eskimemiş anılar ve birkaç damla gözyaşı…....Her nefeste biraz daha boğuluyorum. Yarın bize ne gösterir bilinmez. Dünün yarına düşen izdüşümünden ibaret paslı bir çivi gibi zihnimde toplanan karmaşık düşünceler. Tek Kişiyim Ben Hala. Ayıldım Düşlerimden daha dün. Hiç Uğruna Üzüldüm. Tek Kişiyim Ben Hala. Ayrıldım Düşlerimden daha dün.Geceleri bir yanım git diyordu ama kendimden başka gideceğim bir yer yoktu ki. Savaş meydanlarında siperlerime her gün düşen şarapnel parçaları beni biraz daha eritiyordu. Bozguna uğratılmaya zorlanan bir neferdim. Yokluğa ve terkedilmeye alışık kokuların kekremsi tadlarının oluşturduğu bir ziyafettim nasıl olsa hayat için.Geceler boyunca yanan geçmiş bir fırtına olur sürükler beni. Kahrolurum içtiğim her nefeste.  Yolum ince Yolum çok ama çok uzun ve ben YALNIZLIĞIMLA HALA YÜRÜYORUM.

exodus - Per, 01/03/2008 - 00:59


siyah_kurdele | Paz, 01/13/2008 - 16:11

yalnızlıına yürüyen tek kişi sen deilsin buna emin olabilirsn! Bi de izlemediysen 'gizli pencerey'yi tavsiye ederm. yazını okurken o geldi aklıma..

exodus | Salı, 01/29/2008 - 16:13

exodus kullanıcısının resmi

İzlemedim filmi. Zaten bende Tek Benim demiyorum. Herkes aynı şeyleri yaşıyor farkındayım


Ajanda

  • Yakın zamanda yeni bir etkinlik bulunmamaktadır.

Galeri

cem köksal,)

Anket

Deniz Kahya

BO kullanıcısının resmi
Rock tatili 3. yılında
Zeytinli Rock Festivali üçüncü senesinde de Kazdağı’nın eteğinde plaj, müzik, kamp ve spor dolu 4 gün sunuyor. Festival bu yıl 2-5 Ağustos tarihleri arasında Edremit Körfezi, Zeytinli Dalyan Sahili’nde gerçekleşecek