Atilla Yayla ve Türkiye'de İfade Özgürlüğünün Yokoluşu

Prof. Dr. Atilla Yayla sadece söylediği sözlerden ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı! Ertelenen Ceza'ya ek olarak 24 ay boyunca da Atatürk hakkında konuşması yasaklandı. Bu hukuksuz kararın bir an önce düzeltilmesini istiyoruz ve hocamızı yapacağını umduğumuz hukuk mücadelesinde sonuna kadar destekliyoruz.

 

Sözlerin hikayesini ve tam metnini okumak için: http://www.atillayayladestek.org

 

BO - Salı, 01/29/2008 - 23:36


BO | Salı, 01/29/2008 - 23:39

BO kullanıcısının resmi

Özgürlükler bir bütündür. Demokrasilerde özgürlükler, kutsallık atfedilen düşüncelere sığınılarak sınırlandırılamaz.

Türkiye son birkaç gündür bir fikir adamının linç edilmesine tanıklık ediyor. Ülkenin önde gelen akademisyenlerinden Prof. Dr. Atilla Yayla, İzmir’de katıldığı bir konferansta dile getirdiği ve resmi ideolojiye aykırı düşen görüşleri nedeniyle atış tahtasına konulmuş durumda. Hakaret ve şiddet içermeyen; salt akademik bir analiz içeren konuşması nedeniyle bir akademisyenin, medya ve siyaset dünyasınca hedef gösterilmesi ve çalıştığı üniversitede ders vermekten uzaklaştırılması, Türkiye’nin gerçek bir düşünce ve akademik özgürlükten ne kadar uzak olduğunun net bir göstergesidir.

 

Hür fikirli bir akademisyenin susturulmaya çalışılması; aslında tüm toplumun, hepimizin susturulmasına yönelik bir girişimdir. Bu nedenle Yayla’nın ifade özgürlüğünü savunmak, aslında hepimizin özgürlüğünü savunmaktır; Yayla’nın yanında saf tutmak, özgürlüğün yanında saf tutmaktır. Bu bağlamda, ülkenin en önemli dört insan hakları örgütünün Yayla’ya ver ifade özgürlüğüne destek için yayınladıkları metni dikkatinize sunuyorum: (Vahap Coşkun)

 

“İfade özgürlüğü, sadece lehte olduğu kabul edilen ya da zararsız ya da ilgilenmeye değmez görünen ‘bilgi’ ve ‘düşünceler’ için değil, aynı zamanda devletin ya da nüfusun bir bölümünün aleyhine olan, şok eden, rahatsız eden düşlünceler için de uygulanır. Bunlar ‘demokratik toplum’un olmazsa olmaz unsurlarından olan; çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir.” Handyside/Birleşik Krallık Davası, AİHM, 1976

 

AKP İzmir Gençlik Kollarının 18 Kasım 2006’da düzenlediği "Avrupa Birliği ve Türkiye İlişkileri'nin Toplumsal Etkileri" konulu konferansta bir konuşma yapan Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü Siyaset ve Sosyal Bilimler Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atilla Yayla, Türkiye Cumhuriyeti tarihini 1925-1945 ve 1950- sonrası şeklinde iki döneme ayırarak değerlendirme yapmış ve bu arada Kemalizm hakkında bazı eleştirel düşüncelerini açıklamıştır.

 

Söz konusu konferansta ifade ettiği görüşler gerekçe gösterilerek, Prof. Dr. Atilla Yayla hakkında bir karalama ve linç kampanyası başlatılmıştır. Önce Ege Bölgesinde yayın yapan bir mahalli gazete, Prof. Dr. Atilla Yayla’yı hain manşetiyle “hedef” haline getirmiş, bunu bazı emekli generallerin ulusal basında yer alan saldırıları takip etmiştir. Ardından İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili olarak inceleme başlatmış ve son olarak da Prof. Dr. Atilla Yayla hakkında Gazi Üniversitesi inceleme başlatarak, kendisini görevinden uzaklaştırmıştır. Prof. Dr. Atilla Yayla hakkında başlatılan karalama ve linç kampanyasının vardığı boyut, Türkiye’de ifade ve akademik özgürlüklerin durumunu ve medyanın insan haklarına yaklaşımını bir kez daha gözler önüne sermiştir.

 

Yaşananlar dört farklı açıdan Türkiye’deki insan hakları durumunun hali hazırdaki vahim durumunu ortaya koymuştur:

 

Bunlardan ilki, Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri olan ifade özgürlüğü probleminin hala devam ediyor olmasıdır. İkincisi, Türkiye’de ifade özgürlüğü konusunda en fazla hassas olması ve ifade özgürlüğünü en fazla savunması gereken medyanın, bu işlevini yerine getirmediği, aksine olumsuz bir rol oynadığıdır. Üçüncü olarak, Türkiye’de akademik özerklik ve özgürlüğün halen sağlanamadığıdır. Ve son olarak da AB süreciyle başlatılan olumlu yöndeki reformların hiçbirisinin kalıcı nitelik kazanamamış ve bu reformlarla sağlanan özgürlüklerin her an geri alınabilir nitelikte olduğudur.

 

Uzunca bir süredir TCK 301. maddeyle gündemde olan Türkiye’deki ifade özgürlüğü sorunu ne yazık ki halen devam etmektedir. Bu konuda şu ana kadar gelen tüm hükümetler oldukça basiretsiz bir tutum sergilemişlerdir. Demokratik bir toplumun olmazsa olmaz koşullarından biri olan ifade özgürlüğü, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin en temel gereklerinden biridir. Ne yazık ki hükümet, kendisinden önceki diğer hükümetler gibi bu konuda utangaç hatta, çoğu zaman ihlalci olma özelliğini devam ettirmektedir.

 

Medyanın, kamuoyunun bilgi edinme hakkını ve ifade özgürlüğünü kullanabilmesindeki rolü ile, demokratik toplumlarda gerekli olan siyasal organlar ile kamu hizmetlerinin sorumluluğunun ve şeffaflığının sağlanmasındaki rolü tartışılmaz bir şekilde önemlidir. Bu bağlamda medya ve ifade özgürlüğünü ayrılmaz bir bütün olarak ele almak gerekir. Medya, ifade özgürlüğünün en önemli “watch dog”u, yani koruyucusudur. Bu açıdan bakıldığında bazı medya kuruluşlarının Prof. Dr. Atilla Yayla’nın yapmış olduğu konuşma karşısında takındığı tavrı anlamak mümkün değildir.Yapılan yayınlarla Prof. Dr. Atilla Yayla doğrudan hedef haline getirilmiştir. Sonuç olarak yaşananlar, Türkiye’de ifade özgürlüğü açısından olduğu kadar medya ettiği açısından da içler acısı bir durum sergilemektedir.

 

Prof. Dr. Atilla Yayla hakkında üniversite yönetiminin başlattığı inceleme 12 Eylül yıllarının 1402 uygulamalarını anımsatmaktadır. Görüşlerini barışçıl bir şekilde ifade eden bir öğretim üyesi hakkında inceleme başlatıp, onu görevinden uzaklaştırmanın demokratik ve insan haklarına saygılı bir hukuk devletiyle bağdaştırılması mümkün değildir. BM Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO) tarafından kabul edilen “Yüksek Öğretimdeki Eğitici Personelin Statüsüne İlişkin Tavsiyeler”e göre üniversitelerin ve akademik personelin özerk bir yapıya sahip olması bir zorunluluktur (madde 17-21). Üniversiteler, akademik özgürlüğün ve başta ifade ve açıklama özgürlüğü olmak üzere temel insan haklarının desteklenmesi gibi kurumsal sorumluluklara sahip olmalıdır(madde 22-24).

 

Yaşananların bizleri yüzleştirdiği bir diğer gerçeklik de, AB reformlarıyla getirilen temek hak ve özgürlüklerin halen kurumsallaşamamış olması ve oldukça kaygan bir zemine oturtulmuş olmasıdır. Durum onu göstermektedir ki, bu temel hak ve özgürlükler, her an keyfi olarak geri alınabilir şekilde düzenlenmiştir. İfade özgürlüğü de bunların başında gelmektedir.

 

Bizler insan hakları kuruluşları olarak, Prof. Dr. Atilla Yayla hakkında başlatılan karalama ve linç kampanyasını protesto ediyoruz. Prof. Dr. Atilla Yayla hakkında başlatılan karalama ve linç kampanyası derhal sona erdirilmelidir. Hakkında başlatılan incelemeler ivedilikle durdurulmalı ve Prof. Dr. Atilla Yayla görevine derhal iade edilmelidir. Hükümet, başta ifade özgürlüğünü kısıtlayan tüm yasa ve uygulamaları durdurmak olmak üzere, temel hak ve özgürlükleri teminat altına alacak ve onları kurumsallaştıracak her türlü önlemi, bu alanda çalışan sivil toplum örgütleriyle işbirliği içinde hayata geçirmelidir.

 

Özgürlükler bir bütündür. Demokrasilerde özgürlükler, kutsallık atfedilen düşüncelere sığınılarak sınırlandırılamaz.

 

İnsan Hakları Derneği (İHD)
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER)
İnsan Hakları Gündemi Derneği (İHGD)
Helsinki Yurttaşlar Derneği (HYD)


exodus | Çar, 01/30/2008 - 14:47

exodus kullanıcısının resmi

Prof. Atilla Yayla bir totaliter baskının yargısız infazına mahkum bırakılmıştır. Verilen karar demokrasi ve insan haklarıyla hiç bağdaşmayan despot bir karardır... Söylediği sözler Ulu Önder Atatürk için değil, bugün onu maske olarak kullanıp her türlü baskıyı, ideolojiyi millete dikte edip benim borum öter herkes aynı tip düşünmek zorunda diyen Kemalist geçinen zihniyete söylemiştir. Ama söyledikleri medyadaki pohpohcular sayesinde bir rejim düşmanlığı, Atatürk'e hakaret gibi lanse edildi. Sonuna kadar özgür  ve demokratik bir Türkiye için Yayla'yı destekliyoruz...


exodus | Çar, 01/30/2008 - 15:52

exodus kullanıcısının resmi

Şu an bir anket yapılıyor sitede sonuçlar:

Atilla Yayla'nın Kemalizm konulu sözleri...
İfade Özgürlüğü kapsamına girer. Eleştirileri de haklıdır.
5729   54%
 
İfade özgürlüğü kapsamına girmez, yaptırımlara uğramasını doğru buluyorum.
4299   40.5%
 
İfade Özgürlüğü kapsamına girer. Eleştirilerine ise katılmıyorum.
630   5.9%
 


Lahtim | Çar, 01/30/2008 - 22:19

Lahtim kullanıcısının resmi

hangi özgürlük ? hangi özgürlüğe girecekmiş. Atatürk'e bu adam de sonra gel ben özgür ülke insanıyım ben demokrasi yanlısıyım. yazık bu ülke de eğitim görüpde Atatürk'e bu adam diyen zihniyete.

yakındır daha nicelerinin olması. türban üniversiteye girdi meclise zaten girmişti sokaklar değişecek yakındır.


exodus | Cts, 02/02/2008 - 13:13

exodus kullanıcısının resmi

Bakıyorum da felaket tellalları gene ötmeye başlamış. Yok türban geliyor. Rektörler, öğretim üyeleri de aynı yasakçı zihniyetin ürünleri oldukları için " Eğer türban girerse üniversiteye, derslere girmeyiz." Yani demek istiyorlar ki bir bez parçasını bugüne kadar sokmadık. Tahammül edemedik kampüs içinde olmasına. Bundan sonra da o bez parçası girerse biz yokuz. Size de bu tahammülsüzlüğünüz için ne olur kalın diyen yok. Dünde " Türkiye Laiktir, laik kalacak" diye bas bas bağırıyorlardı. Ufacık bir kesimin kaygısını tüm Türkiye'nin kaygısıymış gibi lanse eden medya ya da teşekkürler. Benim anlamadığım bir bez parçası kimi zaman siyasi simge sayıldı. Ama hangi partinin simgesi? Zira her partinin türbanlı destekçisi var. Bunların yutulmayacağını anlayınca yargı kararı, Anayasa Mahkemesinin kararını hatırlattılar. Hepimiz bilmekteyiz ki yüce Türk Milletinin seçme ve seçilme hakkıyla varlığını temsil ettirdiği TBMM ye hiçbir yargının verdiği kararla engel olmak, tehdit etmek gibi bir hakkı yoktur. Demokratik toplumlarda bu demokrasi değil, yargı eliyle yönetilen bir ülke konumuna girer ki bu parlementer sisteme aykırıdır. Yargının sadece TBMM'yi uyarma yetkisi vardır. Oysa Türkiye'de hemen bir şey olunca söz konusu kesim Anayasa Mahkemesine başvuruyor. Veryansın ediyor. 367 kararı ve şimdi de türban. Yüksek Mahkeme kararıyla TBMM nin karar verme yetkisini kısıtlıyor. Bu yanlıştır. Önce Laikliğin tanımını okuyalım. Türkiyedeki laiklik bazı kesimlerin, kendileri için bir güvence gördükleri kavram olarak anlaşılıyor. Bu yanlıştır. Laiklik hepimiz için güvencedir. Ama baskı aracı olmamalı. Arkadaşta medyadaki haberlere inanıp yargısız infaz yaptığı için aynı ezberden konuşmuş. Oysa biraz araştırıp, aklını kullansaydı olayın Atatürk'e bir hakaret olmadığını birazcık zekası varsa anlayabilirdi. Buyur oku arkadaşım. Belki anlarsın.....

Aşağıdaki metin, Atilla Yayla'nın konuşmasının "Atatürk'e hakaret" içerdiği iddia edilen ve Yeni Asır'ın "hain sözler" başlıklı haberine konu olan bölümünün kısa süre önce gazetelerde de yayınlanan bant çözümüdür.

"... Ama Türkiye bunları tartışacak. Türkiye bunları tartışma durumuna gelmiştir. AB süreci her türlü problemlere rağmen ilerlerse önümüzdeki yıllarda bunları rahatlıkla tartışırız. Bize soracaklar. 'Neden her yerde Atatürk heykeli var?' diye soracaklar. 'Neden her dairede aynı adamın fotoğrafları asılı?' diye soracaklar. 'Kemalizm Türkiye'nin problemidir' falan diye.. Bizimkiler şiddetle tepki gösterirler buna; ama eninde sonunda tartışacağız. Üstünden atamazsınız, eninde sonunda tartışacaksın. Ya bu kulübe üye olacaksın. Süreçte Hollanda'da ne oluyorsa siyasi alanda o olacak ona benzer bir şey olacak ya da 'Ben bu kulübün ülkesi değilim, Ortadoğu'nun ülkesiyim.' diyeceksiniz. Bizim rejimimiz Ürdün'le beraber, Suriye'yle beraber diyeceksin. Benim arzum şu ki, bu şeyler toplumda tartışılsın; ama sonunda büyük bir kavgaya yol açmasın. Sürtüşmeye yol açmasın. Makul bir şekilde tartışılsın. Hiçbir kimseyi rencide etmeden, hiç kimseyi aşağılamadan çözümlenmesi gereken problemler çözülsün. Ben üniversite hocasıyım, bu şeylere kafa yormak zorundayım. Bunları insanlara aktarmak zorundayım. Karşı tezlerin çıkmasını isterim. Umarım karşı tezler de çıkar, ben de bu konudaki fikirlerimi değiştiririm. Kemalizm o değilmiş..."


anarchy | Cts, 02/02/2008 - 15:20

anarchy kullanıcısının resmi

tamam adam özgütlüklerden dem vuruyor orsını anladık nasıl oluyorda mustafa kemali al asagı ediyor anlam veremedim bazı insanlar ikdidarların ruzgarı ile sekil alırlar yazık oldu cancaza...


Ajanda

  • Yakın zamanda yeni bir etkinlik bulunmamaktadır.

Galeri

Uludağ Üniversitesi Bahar Şenlikleri Şebnem Ferah Konseri

Anket

Deniz Kahya

BO kullanıcısının resmi
Rock tatili 3. yılında
Zeytinli Rock Festivali üçüncü senesinde de Kazdağı’nın eteğinde plaj, müzik, kamp ve spor dolu 4 gün sunuyor. Festival bu yıl 2-5 Ağustos tarihleri arasında Edremit Körfezi, Zeytinli Dalyan Sahili’nde gerçekleşecek